Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Serbest Çağrışımlar

        Göksel'den ''Bi' Seni Konuşurum'' çalıyor. 2000'lerin başı. Teyzemler yazlığın banyosunda makyaj yapıyorlar, çok genç, zayıf ve güzeller. Onları izliyorum. Onlarla dışarı çıkmak, ben de makyaj yapmak istiyorum. Arkadaşlarıyla bir şeyler içmeye gidecekler, Flamingo'ya. Yayla Sahili'nin şimdi yıkık olan efsane diskosu. Herkesin birbirini tanıdığı yazlık. Küçüklüğüm. Saatlerce denizden çıkmadığım küçüklüğüm. Büyük olmaya özendiğim. Büyük olunca makyaj yapmaya mecalimin kalmayacağını nereden bileyim.          ''Bi' Seni Konuşurum'' çalıyor. Kafamda romantik şeyler değil de teyzemin yeşil bikinisi, parlak makyaj malzemeleri, gençlik, çocukluk, yazlık, samimiyet, nokia telefonlar, Flamingo konuşuyor. Konuşuyor ve çocukluğun yürek burkan özlemi geliyor. Erken gençlik yıllarımda çok da eski olmayan maziyi bu kadar özlememin nedeni belki de bazı sebeplerden kafa olarak biraz erken büyüdüğümden kaynaklanıyor.        ...
En son yayınlar

Tesettür ve pişmanlık

                2016 yazı. Gelecek yıl gireceğim üniversite sınavına hazırlanıyorum. Henüz bölümümü değiştirip değiştirmeyeceğime bile karar verememişim. Gittiğim dershaneden nefret ediyorum. Ama en çok kendimden, görünen saçlarımdan nefret ediyorum. Neredeyse tüm gün yataktan çıkmadığım ve yemek yemediğim oluyor. Ders çalışmıyorum, sınav umurumda bile değil. Yakın aile üyelerim dışında bana ne olduğunu bilen yok. Sorunum çok basit ve beni psikiyatra sürükleyecek kadar da büyük: başörtüsü takmak istemiyorum ama buna mecbur hissediyorum.                   Hayır bunu babam dayatmıyor. Hayır annem başörtüsü takmıyor ve hatta takmamı istemiyor. Ailemde böyle bir dini kaygıya sahip kimse yok. Ama bu konu hayatımın dönüm noktalarından biri olan sınav dönemiyle birleşince beni hasta edecek noktaya varıyor. Çözüm antidepresan ve okula başlamam.                 ...

Neden Yalnız Gezmek?

                ''Of, çok sıcak!'' diyen yabancı turiste ''Bir de beni düşünün'' diyorum gülerek. Şansım yaver gidiyor ve o da gülümseyerek cevap veriyor, nasıl katlanıyorsun bilmiyorum ama gençsin ya sanırım ondan. Konuşmayı ilerletiyorum çünkü birkaç saattir yol sormak dışında hiç konuşmadım. Nerelisiniz? Katar'dan geliyormuş ama aslen ABD vatandaşıymış. ABD ile diplomatik krizde olduğumuzu söylüyorum. Yüzünü buruşturuyor ve bunun ne kadar saçma olduğunu söylüyor. ''Ama Katar'da birçok Türk malı var ve Türkiye Katar'a çok yardım etmişti, yani biz dostuz!'' Diplomatik kriz halkın arasına giremiyor diyebiliriz. İsmimi takdim edip uzaklaşıyorum.                     Gazi Hüsrev Begova'dan çıkıyorum. Avlu kapılarından birinin çıkışında çay evi var. Türkler sanırım Makbule Abla'nın yeri olarak biliyor. Garsona kahve siparişimi veriyorum. ''Türk müsünüz?'' diyor. Kısa bir sohbet sonucu tam bir ...

neden şeker pancarı?

          NOT: Bu yazı tümüyle Hanyalı Konya Dergisinin Cemaziyelevvel 1439 (onlar miladi yazmıyor valla) sayısından Halil Özkan'ın yazısından çok beğenilerek alınmıştır. Geçtiğimiz aylardaki şeker pancarı mevzusuna bir yorumdur aynı zamanda.             '' Şeker pancarı gayri safi milli hasılaya, buğdaya göre 6, ayçiçeğine göre 3,5 kat daha fazla katkı sağlar. Münavebe sistemi ile yapılan şeker pancarı ziraatının, bakımlı bir tarla bıraktığından kendisinden sonra yetiştirilecek ürünlerde verim artışı sağladığı bilinir. Yine ekim sisteminin münavebeye dayalı olması, tek veya birkaç ürüne dayalı zirai yapının çeşitlilik arz eden bir zirai yapıya dönüşmesini sağlamıştır. Pancar, posa, gübre, melas, kömür, kireçtaşı vs. nakliyeleri nedeniyle ulaşım sektöründe önemli bir iş hacmi oluşturur. Şeker pancarından elde edilen melas, bazı kimya sanayii kolları ile özellikle alkol ve maya üretiminde kullanılır.      ...

neden kıraathaneleri kapatmalıyız?

       Evden çıkıyorum otobüs durağına gidiyorum, evden çıkıyorum kuzenime gidiyorum, ana caddeye gidiyorum… Her seferinde köşeyi gasp etmiş bir kıraathanenin önünden geçiyorum. Bu tek değil. Biraz ilerde bir tane daha biraz daha ilerde bir tane daha. Geçerken bir kadının rahatsız olmaması imkansız çünkü gözler belki art niyetsiz belki kötü niyetle size çevriliyor. Ben yolumu değiştirmiyorum, önlerinden geçiyorum çünkü benim yolumu gasp eden onlar. Ben onlar yüzünden yolumu değiştirmek zorunda değilim.        Genelde iç tarafta oturmayı tercih eden biriyim; sokaklara yayılmış kafelerden özellikle erkek dolu kıraathanelerden hiç haz etmiyorum. Bu belki daha ileri medeniyet seviyesindeki ülkelerde sorun değildir ama burada sokağa çıktığımda rahatsız edici bakışlar demek. Kıraathaneler kapatılsın hashtagine destek vermiştim, sebebini hadisle açıklayacağım:         Peygamber efendimiz ‘’yollarda oturmaktan kaçının’’ d...

neden bir ''kolay gelsin'' demeli?

       Parkta yürüyüşten dönüyorum, çok sinirliyim çünkü her taraf cumartesinin kalan çöpleriyle dolu.  Yaşadığım bu yere kızıyorum. İlerde bir temizlik görevlisi iş başı yapmış. Acıyorum ona, bu kadar pisliği temizleyecek olmak çok zor. ‘’kolay gelsin’’ diyorum, gülüyorum birkaç dakika önceki sinirime rağmen. Adamdan üç ayrı teşekkür geliyor: eyvallah, sağolasın, teşekkür ederim. Ve asık yüzüne koca bir gülümseme yayılıyor. Bu, yaşadığım üçüncü deneyim. Temizlik işçilerine kolay gelsin diyorum ve karşılığında çok güzel şeyler söylemiş gibi gülümsemeler, eyvallahlar alıyorum.        Aslında bu tarz işlerde (yani kanalizasyon, temizlik, güvenlik vs) merhaba, kolay gelsin demek onlar için çok şey ifade ediyor. Bu insanları düşünün, gün içinde çok az iletişimle sanki kimse onları görmüyormuş gibi yaşıyorlar. Psikolojik olarak yorucu ve yaptıkları işten bile zor olabilir bu durum. Farkedilmemek, yok gibi var olmak insanın sosyal yapısı...

Neden ''amayeden'' ?

                      ''Kızım bu şöyle şöyle olur...'' iyi de ''ama yeden?''                       Üç-dört yaşlarım olmalı, konuşmaya başladığım dönemler (evet geç başladım biraz) . Her sorduğum soruya gelen cevaplardan sonra üç yaş aksanıyla ''ama yeden'' diyorum. Sorgulamadan söyledikleri şeye ikna olmuyorum. Teyzemlerin bu şekilde çılgına döndükleri anlatılıyor hala. Ama Sihirli Annem dizisini izlerken misafirleri kovmam kadar sansasyonel değil.                        Sihirli Annem izleyen kuşak işte böyle medya bağımlısı, asosyal, manyak bir nesil oldu. Bu başka mesele ama.                        Blog ismi burdan esti. Çünkü bu huyum benim 19 yıllık kısa hayatımda hiç değişmedi ve muhtemelen değişmeyecek. Bir ''neden'' arama ve bulamayınca kafayı sı...