Ana içeriğe atla

Neden ''amayeden'' ?



                      ''Kızım bu şöyle şöyle olur...'' iyi de ''ama yeden?''
                      Üç-dört yaşlarım olmalı, konuşmaya başladığım dönemler (evet geç başladım biraz) .
Her sorduğum soruya gelen cevaplardan sonra üç yaş aksanıyla ''ama yeden'' diyorum. Sorgulamadan söyledikleri şeye ikna olmuyorum. Teyzemlerin bu şekilde çılgına döndükleri anlatılıyor hala. Ama Sihirli Annem dizisini izlerken misafirleri kovmam kadar sansasyonel değil.

                       Sihirli Annem izleyen kuşak işte böyle medya bağımlısı, asosyal, manyak bir nesil oldu. Bu başka mesele ama.

                       Blog ismi burdan esti. Çünkü bu huyum benim 19 yıllık kısa hayatımda hiç değişmedi ve muhtemelen değişmeyecek. Bir ''neden'' arama ve bulamayınca kafayı sıyırma fıtratımda var. Varoluşsal sorunlar, küresel ısınma, girdiğim vizeden neden B almış olduğum, sokakta sürekli miyavlayan kedinin bunu yapma nedeni, kardeşimin telefonuna bakarken neden öyle aptal bir şekilde gülümsediği gibi sorular benim için cevaplanması gereken şeylerdir. Hayat nedenleriyle anlam buluyor. 

                    Bu yazıları neden 2010'dan beri internette olan ve artık demode olmuş bir platforma yazıyorum peki?

                     Çünkü öylesine anlatmak istiyorum ki. Karşılaştığım komşuma, okulda birkaç kez gördüğüm arkadaşıma, vapurdaki çocuğa bir şeyler anlatmak istiyorum. Aslında en çok kendime. 
İnternet güzel bir nimet dırdır yapmak için. 

                     Geç konuşmaya başladım ama sonra beni susturmak zor oldu. Online olarak bile susamadım. Buradayım. Hayırlara vesile olsun.  



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tesettür ve pişmanlık

                2016 yazı. Gelecek yıl gireceğim üniversite sınavına hazırlanıyorum. Henüz bölümümü değiştirip değiştirmeyeceğime bile karar verememişim. Gittiğim dershaneden nefret ediyorum. Ama en çok kendimden, görünen saçlarımdan nefret ediyorum. Neredeyse tüm gün yataktan çıkmadığım ve yemek yemediğim oluyor. Ders çalışmıyorum, sınav umurumda bile değil. Yakın aile üyelerim dışında bana ne olduğunu bilen yok. Sorunum çok basit ve beni psikiyatra sürükleyecek kadar da büyük: başörtüsü takmak istemiyorum ama buna mecbur hissediyorum.                   Hayır bunu babam dayatmıyor. Hayır annem başörtüsü takmıyor ve hatta takmamı istemiyor. Ailemde böyle bir dini kaygıya sahip kimse yok. Ama bu konu hayatımın dönüm noktalarından biri olan sınav dönemiyle birleşince beni hasta edecek noktaya varıyor. Çözüm antidepresan ve okula başlamam.                 ...

neden bir ''kolay gelsin'' demeli?

       Parkta yürüyüşten dönüyorum, çok sinirliyim çünkü her taraf cumartesinin kalan çöpleriyle dolu.  Yaşadığım bu yere kızıyorum. İlerde bir temizlik görevlisi iş başı yapmış. Acıyorum ona, bu kadar pisliği temizleyecek olmak çok zor. ‘’kolay gelsin’’ diyorum, gülüyorum birkaç dakika önceki sinirime rağmen. Adamdan üç ayrı teşekkür geliyor: eyvallah, sağolasın, teşekkür ederim. Ve asık yüzüne koca bir gülümseme yayılıyor. Bu, yaşadığım üçüncü deneyim. Temizlik işçilerine kolay gelsin diyorum ve karşılığında çok güzel şeyler söylemiş gibi gülümsemeler, eyvallahlar alıyorum.        Aslında bu tarz işlerde (yani kanalizasyon, temizlik, güvenlik vs) merhaba, kolay gelsin demek onlar için çok şey ifade ediyor. Bu insanları düşünün, gün içinde çok az iletişimle sanki kimse onları görmüyormuş gibi yaşıyorlar. Psikolojik olarak yorucu ve yaptıkları işten bile zor olabilir bu durum. Farkedilmemek, yok gibi var olmak insanın sosyal yapısı...