Ana içeriğe atla

Serbest Çağrışımlar


       Göksel'den ''Bi' Seni Konuşurum'' çalıyor. 2000'lerin başı. Teyzemler yazlığın banyosunda makyaj yapıyorlar, çok genç, zayıf ve güzeller. Onları izliyorum. Onlarla dışarı çıkmak, ben de makyaj yapmak istiyorum. Arkadaşlarıyla bir şeyler içmeye gidecekler, Flamingo'ya. Yayla Sahili'nin şimdi yıkık olan efsane diskosu. Herkesin birbirini tanıdığı yazlık. Küçüklüğüm. Saatlerce denizden çıkmadığım küçüklüğüm. Büyük olmaya özendiğim. Büyük olunca makyaj yapmaya mecalimin kalmayacağını nereden bileyim. 

        ''Bi' Seni Konuşurum'' çalıyor. Kafamda romantik şeyler değil de teyzemin yeşil bikinisi, parlak makyaj malzemeleri, gençlik, çocukluk, yazlık, samimiyet, nokia telefonlar, Flamingo konuşuyor. Konuşuyor ve çocukluğun yürek burkan özlemi geliyor. Erken gençlik yıllarımda çok da eski olmayan maziyi bu kadar özlememin nedeni belki de bazı sebeplerden kafa olarak biraz erken büyüdüğümden kaynaklanıyor. 

        Göksel güzel söylüyor. 

        Sena, yavaş yavaş sevmeye başladığı okulundaki sevdiği kafeden bildiriyor. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tesettür ve pişmanlık

                2016 yazı. Gelecek yıl gireceğim üniversite sınavına hazırlanıyorum. Henüz bölümümü değiştirip değiştirmeyeceğime bile karar verememişim. Gittiğim dershaneden nefret ediyorum. Ama en çok kendimden, görünen saçlarımdan nefret ediyorum. Neredeyse tüm gün yataktan çıkmadığım ve yemek yemediğim oluyor. Ders çalışmıyorum, sınav umurumda bile değil. Yakın aile üyelerim dışında bana ne olduğunu bilen yok. Sorunum çok basit ve beni psikiyatra sürükleyecek kadar da büyük: başörtüsü takmak istemiyorum ama buna mecbur hissediyorum.                   Hayır bunu babam dayatmıyor. Hayır annem başörtüsü takmıyor ve hatta takmamı istemiyor. Ailemde böyle bir dini kaygıya sahip kimse yok. Ama bu konu hayatımın dönüm noktalarından biri olan sınav dönemiyle birleşince beni hasta edecek noktaya varıyor. Çözüm antidepresan ve okula başlamam.                 ...

Neden ''amayeden'' ?

                      ''Kızım bu şöyle şöyle olur...'' iyi de ''ama yeden?''                       Üç-dört yaşlarım olmalı, konuşmaya başladığım dönemler (evet geç başladım biraz) . Her sorduğum soruya gelen cevaplardan sonra üç yaş aksanıyla ''ama yeden'' diyorum. Sorgulamadan söyledikleri şeye ikna olmuyorum. Teyzemlerin bu şekilde çılgına döndükleri anlatılıyor hala. Ama Sihirli Annem dizisini izlerken misafirleri kovmam kadar sansasyonel değil.                        Sihirli Annem izleyen kuşak işte böyle medya bağımlısı, asosyal, manyak bir nesil oldu. Bu başka mesele ama.                        Blog ismi burdan esti. Çünkü bu huyum benim 19 yıllık kısa hayatımda hiç değişmedi ve muhtemelen değişmeyecek. Bir ''neden'' arama ve bulamayınca kafayı sı...

neden bir ''kolay gelsin'' demeli?

       Parkta yürüyüşten dönüyorum, çok sinirliyim çünkü her taraf cumartesinin kalan çöpleriyle dolu.  Yaşadığım bu yere kızıyorum. İlerde bir temizlik görevlisi iş başı yapmış. Acıyorum ona, bu kadar pisliği temizleyecek olmak çok zor. ‘’kolay gelsin’’ diyorum, gülüyorum birkaç dakika önceki sinirime rağmen. Adamdan üç ayrı teşekkür geliyor: eyvallah, sağolasın, teşekkür ederim. Ve asık yüzüne koca bir gülümseme yayılıyor. Bu, yaşadığım üçüncü deneyim. Temizlik işçilerine kolay gelsin diyorum ve karşılığında çok güzel şeyler söylemiş gibi gülümsemeler, eyvallahlar alıyorum.        Aslında bu tarz işlerde (yani kanalizasyon, temizlik, güvenlik vs) merhaba, kolay gelsin demek onlar için çok şey ifade ediyor. Bu insanları düşünün, gün içinde çok az iletişimle sanki kimse onları görmüyormuş gibi yaşıyorlar. Psikolojik olarak yorucu ve yaptıkları işten bile zor olabilir bu durum. Farkedilmemek, yok gibi var olmak insanın sosyal yapısı...