''Of, çok sıcak!'' diyen yabancı turiste ''Bir de beni düşünün'' diyorum gülerek. Şansım yaver gidiyor ve o da gülümseyerek cevap veriyor, nasıl katlanıyorsun bilmiyorum ama gençsin ya sanırım ondan. Konuşmayı ilerletiyorum çünkü birkaç saattir yol sormak dışında hiç konuşmadım. Nerelisiniz? Katar'dan geliyormuş ama aslen ABD vatandaşıymış. ABD ile diplomatik krizde olduğumuzu söylüyorum. Yüzünü buruşturuyor ve bunun ne kadar saçma olduğunu söylüyor. ''Ama Katar'da birçok Türk malı var ve Türkiye Katar'a çok yardım etmişti, yani biz dostuz!'' Diplomatik kriz halkın arasına giremiyor diyebiliriz. İsmimi takdim edip uzaklaşıyorum.
Gazi Hüsrev Begova'dan çıkıyorum. Avlu kapılarından birinin çıkışında çay evi var. Türkler sanırım Makbule Abla'nın yeri olarak biliyor. Garsona kahve siparişimi veriyorum. ''Türk müsünüz?'' diyor. Kısa bir sohbet sonucu tam bir Türk'e benzediğimi belirtiyor. Bunu ilk kez duyuyorum. Sonra Türkçe konuşmaya başlıyoruz. Kendisi 5 dil biliyor, bu onun için hobi gibiymiş. Laboratuvar teknisyenliği okumuş, seneye Almanya'ya gidip hasta bakıcılık yapmaya başlayacak. Ülkeyi terk etmeye itilen bir başka genç, diye düşünüyorum. Sonra konu Erdoğan'a geliyor. Eskiden burada onu sevdiklerini ama artık bıktıklarını söylüyor. Türk lirasının endişe verici durumundan konuşuyoruz. Ben de ona savaşı görüp görmediğini soruyorum. Foça'da 5 yaşındayken savaşa tanıklık etmiş. Çekirdek ailesiyle Saraybosna'ya kaçmış ama büyükannesini ve büyükbabasını kaybetmiş. Muhabbet ve kahve bitip ayrılma zamanı gelince ''yolun açık olsun'' diyorum. Bu temiz yüzlü genç Boşnak'ın yolunun açık olmasını canı gönülden diliyorum.
Bir turistin fotoğraf çektiği yöne bakıyorum. Bakır ustası işine eğilmiş, dükkanının tarzıyla uyumlu bir mütevazilikle işinde gücünde. Dükkana yaklaşıyorum. Adamla selamlaşıyoruz. İlk selamlaşmalar hep Boşnakça oluyor sonra dilde acemi oluşumdan Türklüğümü ele veriyorum. Nerelisin sorusuna Türkiye cevabını alınca ''Maşallah'' diyor. Yani bir nevi ''Türklüğüne zeval gelmesin, ne güzel'' demiş oluyor sanki.
Burada Türk olduğumu öğrenince sıcaklık gösteren ilk insan değil. Bu durum gururumu okşuyor. Daha önce hissetmediğim vatan sevgisini bu ülkede hissetmem garip.
Çaycı Dzirlo'ya giriyorum. İstanbul'dan kalma bir alışkanlık belki, aceleyle çaylara bakmaya yelteniyorum. Bana ''polako'' diyor dükkanın sevimli sahibi. Sakin ol. Mekanda Türkçe şarkılar çalıyor ve yine Türklükten bahsediyoruz. Sonra başka müşteriler girince adamın onlarla samimi bir şekilde selamlaştığını ve el sıkıştığını görüyorum. Herkese el uzattı ama bana uzatmadı. Bu, buraya geldiğimden beri sıklıkla yaşadığım bir şey. Başörtüsü sanırım beni ''daha fazla Müslüman'' yapıyor. Mostar'da bileğime bileklik takarken anneme ''ona dokunmaya çekiniyorum'' diyen satıcı aklıma geliyor. Normalde benim el sıkışmakla ilgili bir sorunum veya bu kurala bağlılığım yok. Ama düşünceli tavırları hoşuma gidiyor. Buraya geldiğimden beri insanları nazik buluyorum.
Bosna'ya geldiğimden beri ilk defa Saraybosna'yı tek gezme imkanına bugün sahip oldum. Bu bana yukarıdaki deneyimleri sağlıyor. Bir yeri tek gezmek her zaman daha fazla olanakla karşılaşabileceğiniz anlamına gelir. Bir semt veya şehir, bir yeri tanımak insanını izlemekten geçer. Yalnız gezmeyi öncelikli olarak tercih ediyorum çünkü bu bana hareket ve konuşma özgürlüğüyle gelen bir özgüven veriyor.
Sena, Bosna'da misafir olduğu evden bildirdi.
Yorumlar
Yorum Gönder